ÖYKÜ SUNAĞI ve ŞİİR SUNAĞI için yorum sayfası

Yorumlarınızda ilgili şiir veya öykünün adını belirtmeyi lütfen unutmayınız. Bir süredir sadece gerçek adını ve soyadını belirten yorumcularımızın görüşlerini onaylıyoruz. Editörlük…

Facebook
yorumlar ... ( 89 )
26-10-2015
27-10-2015 08:36 (1)
İçinden Tren Geçen Şiir-İnci Derinde... Sert ve etkileyici buldum... Şairin adını ilk kez duydum; doğrusu, takma bir isim gibi görünüyor; baktım, İnsancıl'ın son sayılarında adı-şiiri var. Derginin online erişimi yok, okuyamadım ama okumak isterim. Mine Miskioğlu
28-10-2015 11:32 (2)
Sayın Mine Miskioğlu, güzel sözleriniz için teşekkür ederim. İnci Derinde
01-11-2015 12:14 (3)
Sitedeki öykü ve şiirlerin tamamına yakını gerçek yaratıcılıktan uzak, basit hislenmelerin evveldeki okumalar ile ululaştırılmış söz yığınlarından ibaret maalesef. Herkesten sanatçı olamaz, olmamalı: günlük tutulabilir, dostlara şiirler yazılabilir. İnsanların tümüne yönelik yayın yapma isteğinin ardında ego ve TC kişisel kompleksleri, yetersizlikleri yatmakta. Chekhov ve Maupassant’ın evlerine öyküleri ile gelenlere verdikleri şu yanıtları hatırlanmalı: “ Bu bir yazı ama burada bir şey yok”. Ülkemiz kolay. Beğeni yok. Derin düşünce yok. Sorgulamayan tedrisatımız neticesinde sadece kabullenen ve “filan böyle der, fişmekan şöyle der” bildirimlerinden ibaretiz. Edebiyat, eleştiri, felsefe, tarih, bilim vs gibi farklı alanlarda aynı anda yazı yazanlardan ürkünüz: bunlar kendilerinin egolarını gezegene işleyerek ölümün sonluluğundan kurtulmaya çalışmaktalar. Gerçek bir sanatçı sadece bir alanla uğraşır ve o alanda üretim verir.
01-11-2015 12:14 (4)
Diğer sanatları ise hepimizin yapması gerektiği gibi deneyimler ama “her şeyi yapabilirim” demez. Bunu yapmak, ülkemizin – olmayan – düşünsel birikimine ek bir hakarettir sadece. Bizden köy de, kasaba da olur ama – şimdilik – yaratıcı düşünür, yazar, eleştirmen, edebiyatçı olmaz. Silkinmeli demiyorum; katılaşmış görgülerden kaçış olamaz: değişebilen insan bizde zor bulunur. Bir ülkede hala aydın varlığından söz ediliyorsa, o ülke zihinsel üretim yönünden çoktan tükenmiştir. Sıfatı aydın olarak geçen insanlarımız maalesef sadece eleştirdikleri saçmalığın yanında diz bükmüş oturuyor: çünkü bu saçmalıktan besleniyorlar. Kimse bana sosyalistim diye gelmesin: bir edebi eserin sosyalist, toplumcu olup olmadığının tartışıldığı bu ülke entelektüel zemininde “ruhsal yetersizlik, kişilik kompleksi, yetinememek, kendini sevmemek” vardır.
01-11-2015 12:14 (5)
Bizlerden sadece aşk türküleri, taksimleri, onu bunu – Avrupai künyedeki birikimi öğrendiğini sanıp ezbere seslendirmek tutumları ile – eleştiren, neden eleştirdiğini bağrında hissedemeyen küçük sürüler türedi. Büyük sürüye her daim yüklenen bu küçük sürünün büyük sürüden farkı sadece nicel: nitel değil. Büyük sürü daha zararsız. Bu ufak sürü kendini, o büyük sürünün kendisine söylediği yalanın aynısı ile kandırıyor. Küçük sürüye önerim: susun. Evinize gidin ve okumaya devam edin ama yazı yazmayın. Yazarsanız bile kendiniz okuyun sadece. Ardından yazdıklarınızı yakın. Orta öğreniminizi hatırlayın: ne tür bir rezaletten geçirildiğinizi hatırlayın. Ülkemizdeki insanların bencilliği zihinsel üretimimize darbe vura vura bu hale geldik. Az olsun öyküler, şiirler, romanlar. Herkesten sanatçı olmaz. İlla bir şeyler yazmak, bestelemek, inşa etmek zorunda değiliz. Bunu, yaratarak yapan insanlara bırakın: o insanların ego beklentisi yok.
01-11-2015 12:14 (6)
Böyle insanların yaratılarını deneyimleyin: o insanların sizlere gereksinimi var. Zihinsel üretim sadece bu sayede yaratan ve deneyimleyen ile anlam kazanabilir: deneyimleyen en önemli. PHIU
01-11-2015 12:20 (7)
SAYIN PHIU, BİR SÜREDİR SADECE GERÇEK AD VE SOYADINI BELİRTEN OKURLARIN YORUMLARINI YAYIMLIYORUZ. SİZE BİR KERELİK AYRICALIK YAPTIK. Bundan sonra fikir belirtmek isterseniz adınızı soy adınızı belirtmek zorundasınız. Bazı doğru şeyler söylemişsiniz, ama ilk cümlede öyle bir önyargı bodoslamasıyla kontrolsüz girmişsiniz ki, normal bir hakem doğrudan kırmızı kart gösterir. İlk yorumunuz olduğu için ona da eyvallah. Bence doğru görüşler, içinde uç savrulmalar ve yanlışlar olmazsa bir kıymet bulur. Siz bilirsiniz. Saygılar. Kaan Ars.
01-11-2015 20:21 (8)
Keşke Sayın PHIU'yu daha yakından tanıyabilsek; değerlendirmelerinde kullandığı sanatsal-estetik ölçütleri daha somut biçimde öğrensek; bu ölçütlerinden -ve varsa bunlara uygun eserlerinden- yararlansak... burada yazı paylaşmış olma, en azından böyle iyi bir şeye vesile olsa. Mine M.
04-11-2015 08:04 (9)
Benim anadilimde doğru düzgün cümle kurmayı bile beceremeyen birinin beni eleştirmesi bana çok ilginç geldi. Sanki 8 yaşındaki küçük oğlum elimden tutmuş, beni yerden yere vurmaya çalışıyor. Herkes kendi aynasına baksın arkadaşım. Bahadır Özdemir.
20-11-2015 13:51 (10)
insanbu.com'daki şiirlere kuşbakışı yaklaşmayı denediğim, henüz hiçbir yerde yayımlanmayan, uzun yorum yazısının bir kavşağında, şöyle demiştim, Firuzi için: "Üç şiir var Firuzi’den. Üçü de iyi şiir. Uzatmayacağım. Elif Firuzi; şiirle hayli hemhâl olmuş, şiirin iç-dış sorunsallarıyla cebelleşmiş biri olduğu izlenimi bıraktı bende. Şiirini yasladığı sosyoloji, gerçekten gürlek. Toplumsal acılardan, toplumca yaşadığımız çelişkilerden, slogancı kolaycılığa, ben dedim oldu toptancılığına yüz vermeden süzüyor şiirselini." Gelgörelim, “Hindiba”yı okuyunca, aynı kanıya varamadım. Neresinden bakarsak bakalım: aceleye getirilmiş, iyi şiirin gereksindiği emekle yoğrulmamış, insafsızlık sayılmayacaksa, “öylesine çırpıştırılmış” diyebileceğimiz bir metin olarak göründü bana: “Beklemek” eylemine ilmeklenmiş bu çalışma, biçimce sorunlu başta: Üç dizelik ilk kesitle iki dizelik ikinci kesitin ayrı yazılmasını koşullayan bir durum yok ortada. İçerikçe de öyle: “Papatyagiller familyasından tek ve iki
20-11-2015 13:51 (11)
İçerikçe de öyle: “Papatyagiller familyasından tek ve iki yıllıklı geniş yapraklı otsu bir bitki.” diye bildiğimiz hindiba, şiire sanki “rastlantısalık”la sokulmuş. Öyle olunca da yama gibi duruyor. Hindiba yerine, olmalı diye demiyorum ama, hindibadan da hafif yaprak dokusuyla düşündüğümüzde pekâlâ gelincik de denebilirdi. Oysa, biçim-içerik dengesinin kronometrik bir hassasiyetle hesaplandığı (evet, şiir matematiksel armoniye de dayanır) şiirlerde; oturuşmuş, şiirle tam girişimlilik ilişkisi kurmuş bir sözcüğün yerine, bir başkasını koyamazsınız.
20-11-2015 13:51 (12)
Merhabalar. Hindiba şiirine ilişkin iki yorum benden. Adımı, adresimi yazmamışım.- bünyamin durali
21-11-2015 10:43 (13)
Sayın Durali, merhaba. Zaman ayırıp şiirlerimi okuduğunuz ve düşüncelerinizi yazdığınız için çok teşekkür ederim. Şiir için harcanan samimi emeklerin boşa gitmeyeceğine inanıyorum. ‘Hindiba’ şiirini geçtiğimiz yaz bir hindiba ile birlikte yazmış, yazıldığı haliyle bırakmıştım. Ankara için yazdığım Ekim şiirinden sonra, şiir ve resim ilişkisini sorgularken yeniden hatırlayıp okudum şiiri, naif halini sevdim... 'Hindiba' (karahindiba) benim açımdan biraz da şiirle fotoğrafın bu naif ilişkisini temsil ediyor, elbette 'şiir' olarak tartışılabilir. Şiiri çiçekte bir kara hindibaya değil, beyaz köpüklü bir topa dönüşmüş, tohumda bir hindibaya ithaf etmiş olduğumu hemen belirtmeliyim. Şiiri okurken çocukların üflemeye doyamadığı, en hafif esintide dahi uçuşan o sihirli tohumları düşlemek belki hafiflik konusunu açıklayabilir. İyilikle. Elif Firuzi
21-11-2015 12:01 (14)
İncelikli yorumunuz için teşekkür ederim, Elif Firuzi. İyilikle, güzellikle.-bünyamin durali
26-11-2015 16:33 (15)
Gökçenur Ç'nin, İspanyol edebiyatının seçkin şairlerinden biri olan Tal Nitzan'dan hakikaten saygı duyulası bir emekle ve severek çevirdiği anlaşılan "Kolera Günlerinde" başlıklı şiiri okumak, gönlümüzü de zihnimizi de genişletiyor. Ç, şiiri Türkçe'de yeniden yazmış âdetâ; salt İspanyol dilinin değil, Türkçemizin şiir denizlerine de bağlayan bir imgesel ırmak hâline dönüştürmüş. Bizim "Haziran Ayaklanması"nda katledilen gençlerimizin ruhları, sakat bırakılanlarımızın ah'ları dolaşıyor o şiirde. Okursanız, hissedeceksiniz mutlaka.-b.durali
26-11-2015 22:05 (16)
Tal Nitzan ispanyol değil. İsrailli. Ladino düzeyini bilemiyciğm ama tipi hakkaten sefardik. Yani biliyo olması muhtemeldir. Amma velakin şiiri ibranice yazmış ilk. Ve kendisi çevirmiş 4 dile. Bu arada, soyadı da bildiğiniz bizim "nisan" hani. Sami dillerinde bol bulunur. "İlk ay" demek. a.y.a. selamsss
26-11-2015 23:26 (17)
Yanılgımı düzelttiğiniz için teşekkür ederim, sevgideğer a.y.a. Dünya şiirinden pek haberdar olduğum da söylenemez ya. İspanyolca yazıyor diye kalmış nedense, aklımın bir köşesinde. İyi akşamlar.-b.durali
30-11-2015 22:02 (18)
Erkan Ezbiderli’den ilk(ve tek)şiiri okuduğumda“Ezbiderli,imzâsını ilk kez gördüklerimden.Değişik,şiir görgümüzü genişletecek kalitede bir şiir.İnsanda, başka şiirlerini de görmek hevesini kışkırtıyor.”demiştim.“Biblo”su da öyle.Çok katmanlılığıyla,her okuyuşta farklı çağrışımlar uyandırmasıyla,yâni çoğul okumalara açıklığıyla,hakikaten çağcıl bir şiir.Diyelim,şu kesitteki çarpıcılık, öyle okunup geçilecek türden mi,baksanıza:“naylon suratlarla çekmesin bizi gün fotoğrafçısı/doğadan bahsedeceğiz çünkü başka nemiz var/telaşa düşme öyle şuralarda bir bozukluk olacak”.Dizeleştirme,söyleyişi cümleden dize katına yükseltme işini iyi biliyor,Ezbiderli.İmgeleyişiyle kök söktürmüyor insana ama şiirinin edâsını,üslubunu da ucuzundan teslim etmiyor öyle.Henüz iki şiirini okuduğum biri için,ölçüde-biçide başarılı bir şiir terzisidir,dersem, gereğinden çok aceleci davranmış mı olurum,bilemem ki?Tek takıldığım şu:Son dizedeki“koymaya”sözcüğü yerine,"koyacağın"sözcüğü daha uygun düşmez mi?-b.durali
02-12-2015 17:52 (19)
site için gergin bi epizotta yazıyorum bu yorumu. benim. a.y.a. ama tamamen meraktan ve teknik bi anlamı olup olmadığını bilmeden... ve hatta biraz da o tercihlerin bi sebebi var mı (olmalı sanki) öğreneyim diye... elif firuzi'nin gecenin hikayesi adlı şiirine baktım demin. açık açık da söyleyeyim. daha önce okumamıştım. aylaklıktan siteye dadanmış vaziyetteyken bi göz atayım dedimdi. neyse... şiire dönelim. ilk kıtada "orientale" diye bi kelime var. fransızcada öyle yazılan şey doğulu kadın/kız anlamına gelir. ingilizcede bi anlamı yok. türkçeye bu kullanımın inisiye edildiğine dair bi bulgu da ben göremedim. tamamen gıcıklıktan arınmış vaziyette soruyorum. o kelime tercihi sizce doğru mu elif firuzi? orientale kadın tamlaması da doğru ve yerinde mi oluyor? bunun teknik bi gücü var mı? harbi anlamadığım için soruyorum (ulan yalancı çobana döndük; şimdi gel de milleti inandır bunu harbi meraktan sorduğuna). saygon'da çet beykır gerçekten gidiyo mu? hazır bulmuşken bi iletişim şansı +++
02-12-2015 17:52 (20)
+++ ben de soru sorsam kimseye zararı olmaz, di mi? bi de "ağlara düşecek haberin" diye bi mısra var. internet mi kastediliyo orda? şairin ya da yazarın amacı nedir diye sorgulamadım. ama sanki sadece kendimize yönelik "obscure" simgeler kullanmazdık herhalde. kullanır mıydık yoksa? ya harbi ben bunları meraktan soruyorum. bu böyle oluyo mu? yok olmuyosa ve buradaki simgeyi ben anlamıyosam, bende feci bi kıtlık gelişmiş demek ki. bu bi kaybın ardından yazılmış bişeyse ve ben bunu anlamıyosam bu tamamen benim duygusal ökküzlüğümdendir belki de... gerçi benim ökküz olduğuma dair referans çok olabilir. ama anlamadım abilerim, ablalarım. hakkaten anlamadım. bi el atın. beni de kurtarın bu kör kuyulardan. ben de ışığa ereyim. bakın benim anladığımı sandığım şeyi açıklayayım da gülün. 1. olay vietnam civarında geçiyo. kamboçya, ho chi minh, hindiçin falan... bunların hepsini benim beynim aynı klasöre koymuş. ki aynı klasörde sylvia kristel ve catherine deneuve falan da var niyeyse artık. +++
02-12-2015 17:53 (21)
+++ 2. bu nehirde kayıkla tur falan atılmış. sanırım akşam yemeğe gidilecek birazdan. galiba turistik bi durum (e gezelim-görelim nihayetinde). 3. az sonra kan ketene dokunacakmış. a: birisi birisini öldürecek (herhalde kimse kanlısını vurmak için ta güneydoğu asyaya gitmez; aşk-meşk, para-pul meseleleri olabilir; derin mevzu; beni bozar; tamamen turisti çarpan çekik gözlülerin kahpece insan pıçaklaması mı konu yoksa? ya da uzaklarda birileri terör kurbanı falan mı olmuş?), b: cinsel eylem çağrışımı (saygon civarı herhalde sıcak ve rutubetli; çareyi keten nevresim takımı kullanmakta bulmuşlar; her koşulda kan çıkabilir!) 4. turistik geziye giden kişi iyi eğitimli bi türk sanırım. çünkü iyi eğitimli türkler genelde çet beykır dinlerler. bilhassa almost blue.s gecelerde... 5. birinin özür dilemesi bekleniyor. orası kesin. --- eh, şimdi ben sorayım tekrar. vallahi, ben niye anlamadım bu şiiri? sırf ökküzlüğümden mi? ya lütfen birisi bana yardım etsin. ciddiyim. a.y.a. ciddisss
10-12-2015 08:52 (22)
'Kimsin Sen' Fikret Kemal Tekin : Duygu seline kapılıp gidiyorsunuz bir solukta okurken. Duygudaşız çoğumuz, belki beğenime bu da etken. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Deniz Can
10-12-2015 16:06 (23)
Teşekkür ederim Deniz CAN.Yönünü; demokrasiye, akla,bilime,sanata ve aşka çevirenlerin, kendi iç sesi ile bir konuşmasıydı yazdıklarım.Bu insanların çemberi gittikçe daralmakta,yalnızlığa mahkum olmaktalar.Her şey öyle hızla değişiyor ki çevremizde...Yukarıdaki bazı yorumlarda, edebiyata gönül vermiş insanların ürünleri eleştirilmiş.Tüm değer yargılarının ters-düz edildiği,tükenmişlikte,bitmişlikte kimlik ve kişilik bulunduğu bu dönemde yazabilmek başlı başına bir erdemliktir.Unutulmaması gerekir ki kötü ürün okumayan, iyi ürün veremez.Hiç kimse anasından dahi doğmaz.Şartlar ve kişisel çabalarla insan başarıyı yakalar.Saygı ve sevgilerimle. F.Kemal Tekin
12-12-2015 20:49 (24)
Açtım sunağı, Nihat Ateş'ten şiir gelmiş, Hoş Gelmiş, ne güzel gelmiş :))) Hisseden yüreğinize sağlık. Saygılar. Mine M
12-12-2015 21:50 (25)
Hoş bulduk Sevgili Mine Hanım... Sağ olun var olun. Saygılar benden de. Nihat Ateş
13-12-2015 21:20 (26)
"Körler sağırlar birbirini ağırlar mı?" O bir yana, yayımlanan şiirler gerçekten devrimci, marjinal anlakların ürünleri de biz geri zekâlılar mı pek bir şey anlamıyoruz? Yoksa 12 Eylül faşizminin yarattığı kıvırtmalı arayışların, anafor metafor, poekika savsatası azıcık da yabancı sözcüklerden payandalı, şaşkın toplumun yabamcılaşan bireyinin abuk sabuk cümleleri mi? Hangi şiir bir devrimci sestir? Doğrusu, benim geri zekam anlayamadı... Hayrı Duran
14-12-2015 08:14 (27)
Hayri Duran'a kısmen katılıyorum. Attila İlhan ikinci yeniyi eleştiren bir yazısında: “Toplumsal gerçekçi öz şiiri; image şiiri toplumsal ve insancıl görevinden boşaltıldı ve image düzeni boşa çalıştırılarak’ büyük bir yenilik yapılmış oldu. Edebiyat tarihine elbette ikinci dikta’nın şiiri diye geçecek olan ‘ikinci yeni' hikâyesinin bam teli işte buradadır.” der. "İmage (imge) düzenini boşa çalıştırmak" mükemmel ve çok doğru bir tespittir. Ama tabii ki "anafor metafor" gibi şeyler 12 Eylülden çok önce üretilmişti. "İmge" Türk şiirine "metafor" olarak girer. Aslında imge diye şiire sokulan şey istiaredir. Ama "açık" ya da "kapalı" kaygısı olmayan "ilgisiz istiare" gibi bir şeydir ki özünde tamamen zırvadır. Hayri beye katılmadığım nokta Türkiye'de sanıldığı gibi bir devrimci şiir hiç olmamıştır. 1960-80 yılları arasındaki slogan şiiri, şiir değildir. Nazım'ı ve Attila İlhan'ı geçersek, doğru düzgün toplumcu şiir yazabilen bir Ahmed Arif, bir de Can Yücel vardır diyebiliriz. (B.Ö)
14-12-2015 08:15 (28)
Önceden de düşünmekle birlikte, 26 no vesilesiyle aktaracağım sorularım: 1- Özelde şiir, genelde sanat, devrimci ve dahi toplumcu olmazsa, şiirden, sanattan sayılmayacak mı? Yoksa asıl hedef olan devrim/sosyalizm/her neyse, gerçekleşene dek bir strateji olarak insanı insan yapan duygu, düşünce, haz, yönelim alanlarına dokunulmayacak mı? 2- Günlük hayatta aşık olmaya, sevmeye, sevişmeye, acı çekmeye, bir dostun acısını paylaşmaya, doğayla coşmaya, rüzgarla, yağmurla, güneşle, bir çocuk veya bir hayvanla haşır neşir olmaya...devrim/sosyalizm/her neyse bekçilerinden izin çıkana dek ara mı verdik? Yaşaması değil aktarması mı abes? 3- Devrimle alakası olmayan/olmayacak bireylerin sanatla haşır neşir olma hakları yürürlükten kalkmış mıdır? 4- Devrim geldiğinde ve bir gün herkes (sosyalist/komünist/her neyse düzende)mutlu mutlu yaşamaya başladığında, artık sanata ihtiyaç kalmayacak mı? 5- Devrimci sanatı savunmak, imlâ kurallarından, estetikten, nezaketten muaf tutmalı mı bireyi? Mine M
14-12-2015 18:46 (29)
Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Can Yücel ve hatta Ahmet Arif sadece toplumcu şiir yazmamışlardır. Şiir dilin ve düşüncenin sınırlarını zorlayan bir sanattır. Nurullah Ataç'ın şiir eleştirileri, Ahmet Haşim'in şiir üzerine söyledikleri veya Melih Cevdet Anday'ın yeni derlenen "Şiir Yaşantısı" kitapları, neden her şiir anlaşılmaz sorusunun cevabını arayanlara yol gösterebilir kanatindeyim. Ezel Parsa
14-12-2015 19:57 (30)
Evet Ahmet Haşimin düşüncelerini ve M.C.Anday'ın imge hakkında söylediklerini okumak, "istiare"nin nasıl gülünç bir şekilde "imge"ye evrildiğini görmek açısından çok önemlidir. Ayrıca şiir, dilin ve düşüncenin sınırlarını zorlayan bir sanat da değildir. Dahası Attila İlhan "aşk şairi" de değildir. "Anlaşılmaz şiir", "şiirin dilin ve düşüncenin sınırlarını zorlaması", "şiirin sanat olması" gibi sözler de sadece bayat, hamasi piyasa laflarıdır. Hiçbirinin şiirle ilgisi yoktur. Kaldı ki, "anlaşılmaz şiir" yazdığı iddia edilen heriflerin yazdığı şiirlerin hepsi de basit, yüzeysel ve anlaşılırdır. Melih Cevdet'in iddia ettiği gibi deli birinin söylediği sözleri akıllı bir adamın söylemesi şiir olmaz. Olsa olsa zırva olur. Ya da bilemeyeceğimiz farklı amaçları olan bir söylem olur.(B.Ö)
15-12-2015 09:00 (31)
Niyetim kimsenin şiir anlayışını eleştirmek değil, istediğiniz şiiri okuyunuz elbette. Herkes Rimbaud, Baudelaire, Rene Char, Breton, Mallarme, W. B. Yeats, William Blake, Ahmed Haşim, Yahya Kemal, Oktay Rıfat sevecek diye bir kaide yok. Kimi sizin okuduğunuz şiire zırva der, kimi benim okuduğum şiire. İnsan böyledir... Ezel Parsa
15-12-2015 13:35 (32)
Peki şöyle söyleyelim. Konu şair okumakla okumamakla ilgili bir şey değil. Daha çok edebi akımlarla ilgili bir konu. Tabii ki bütün şairler okunmalıdır ve değerlidirler. Neyse, ben bu "imge" konusunu anlatmayı bir türlü başaramıyorum. Dileyen Asım Bezirci'nin "İkinci Yeni Olayı" ve Memet Fuat'ın "İkinci yeni Tartışması" kitaplarını okuyarak "imge" ve anlamdan uzaklaşan şiir hakkında fikir edinebilir. (B.Ö)
15-12-2015 15:45 (33)
ahmet cemal çobandede'nin öykü diye gönderdiği şey teknik olarak bir öykü değil. belki de o öyle göndermedi. ama nihayetinde öykü sunağında çıkmış. bunu nasıl kategorize edeceğimizi ben de net bilemiyorum. ama bu bir öykü değil. onu net olarak biliyorum. otobiyografik segment belki... ben bu yazarınızın daha önceki gönderilerini de okumuştum. kanaatimce bu beyefendinin anlatmak istediği şeyleri anlatım tekniği ve dil (bilhassa kelime seçimleri bence cidden yanlış) rafinasyonu ile çok daha güzel aktarması mümkün olabilir. çünkü sezgim bana "bu adamın dert edindiği şeyi dert edinmesinde haklılık payı var" diyor. bilemedim. belki benim estetik algımın kifayetsizliğimdendir. ama ahmet cemal çobandede sanki biraz daha özenli olsa çok daha güzel yazılar çıkabilirmiş gibi. hürmet ve muhabbetle. hasan bayram
15-12-2015 15:54 (34)
Ahmet Cemal Çobandede "bizim" çevreden bir insan değil. Tamamen farklı kültürden. Yazılarını biraz da bu yüzden önemsiyorum. Fakat onda iyi işlenmemiş, iyi eğitim almamış (kendi alanında profesördür- o ayrı konu) bir edebiyat duygusu var. Bu damar, bu duygu ne yazık ki edebiyatın içinde yer alan pek çok insanda yok. Evet, bu denemeler bir bakıma tam olarak öykü değil. Ama bir şey var. Ayrıca örneğin bu son öyküsündeki final yani sonlanış birçok öykücümüze anlatmaya çalışıp da anlatamadığımız kuvvetli son vuruşu cisimleştiriyor. Hani şarkı yarışmalarına giren bazı çok yetenekli insanlar vardır, jüri der ki sesin çok güzel, ama terbiye görmesi lazım. Yontulması lazım. İşte öyle bir şey. Yetenek ve duygu yoğun, ama bu insan edebiyat çevresi içinde bulunmamış, bunun alaylı da olsa ciddi eğitiminden geçmemiş. Fakat sonuç olarak (imla düzeltilerinde bana çok iş yüklese de) ortaya çıkanı ben beğeniyorum. Kaan Arslanoğlu
03-01-2016 12:39 (35)
Bünyamin Durali-3+2likler- Bünyamin Bey yüreğinize sağlık. 16-18 ve 20 numaralı olanları gerçekten beğendim. Üçlükleri genel olarak beğendim ama sanki sonrasında gelen ikiliklerle bütünleşme sorunu var gibi geldi bana, ya da zorlama. Hemen hepsinde kullandığınız bir kelime rahatsız etti beni; pitbull, jet hızı, turnusol, pejmürde gibi. Kavanoz dipli dünya hep duyduğum ama anlamını bilmediğimi fark ettiğim bir söz, araştırdım ama anlamı konusunda tatmin olamadım. “O yangını bir daha hep körüklesem” olmamış sanki. Saygıyla. Deniz Can
03-01-2016 17:23 (36)
Şiir Sunağı’ndaki son dönem şiirlere dair kısacık bir geri bildirim: Erkan Ezbiderli’nin Biblo’sunu severek, bir kaç kez okudum; //karışıklığı bırak şimdi derli toplu öp dudağımı/ışıktan korkmuş içe rüzgâr çeker bir yağmur/yüzü belki bembeyazdır ki şeklen kara benzer//tek seslidir şarkım korolardan doğru gelir/seni söylüyorum ben hepsiyken hiçbirisinin//. İnci Derinde’nin ‘Balıklar ve Bıçaklar Sırtında’, uzun oluşu nedeniyle zor okunuyor ama bir önceki şiir gibi sarsıcı. Nihat Ateş’in ‘Hoş Geldin’ şiiri, az kelimeyle çok şiir. Tekrar eden dizelerin melodisini keşfetmek için yeniden okumak gerekiyor. Bahadır Özdemir’in anlam dikte etmeyen şiirlerini okumayı seviyorum; / buğulu camlarda gecenin dibi./(devam edecek)
03-01-2016 17:24 (37)
(devam) Serote’nin ‘Tarih Yurdumuzun Adresidir’ini şiirden çok Robben Adası, Mandela ve Barış’ın romantik bir şey olmadığına dair tarihi bir hatırlatma olarak, Sencer Başat’in delikanlı ay dede oluşunu ise tebessümle okudum, ‘Hırsım arka koltukta otururdu’ dizesi kaldı aklımda. Bünyamın Durali’nin 3+2’liklerinde ‘nereye göçsem, can havliyle /gökler dolusu güvercin./ güzel bulduğum dizelerden. B.Durali’nin şu satırlarını ise hiç güzel bulmadım: //ben senin içine girdiğimde sevgilim /kötülükler yeryüzünden jet hızıyla siliniyor.// İyilikle. Elif F. (Bay A.Y.A, Şiirin veya şiir gibi metinlerin okurla ve yazarla ilişkisi farklı farklı. Gecenin Hikâyesi’ni anlamlandıramadıysanız yapabileceğim pek fazla şey yok, ancak hikâyeye esin olan film için zaman ayırmak isterseniz filmin linkini verebilirim. The Quiet American; http://www.imdb.com/title/tt0258068/).
03-01-2016 18:30 (38)
1 ay sonra gelen yanıt için teşekkürler. ama demek ki tespitimde hedefi çok da ıskalamamışım, değil mi sayın elif f? Arthur Hugh Clough'un bi şiirine filmde gönderme yapılıyomuş. buldum o sahneyi. e benden kaçmıyo tabii. 20 numaralı yorumumda ne demişim? aha da bunu demişim: ---ama sanki sadece kendimize yönelik "obscure" simgeler kullanmazdık herhalde. kullanır mıydık yoksa?--- yani? e bu Arthur Hugh abi de ingiliz mi, amarihalı mı olacağına bi türlü karar verememiş, "obskürite"nin fenafillahı bi zat-ı muhteremmiş. esinlenme belli. amma velakin ben bu obskürite işlerinden çakozlayamıyorum. bu durumda ben non-obskür ökküz olmayı gönül rahatlığıyla kabul ederim. i am honoured icabında! a.y.a. anırsss (honour manasında!)
07-01-2016 16:14 (39)
Günümüz koşullarına, içinde bulunulan durumlara bakıldığında şiirde bir masturbasyon olayından söz edilebilir. Hele 2000 sonrası şiirde ve sitedeki şiirlerde "penguen akımı" diye simgelenebilecek anlayışın ürünleri... Tabi, sorarsanız hepsi de şapkasından tavşan çıkaran sosyalist şairlerdir. Hayri Duran
08-01-2016 17:05 (40)
Nihat Ateş'in Şiirde "Empati ve Pathos" başlıklı yazısı ana sayfada üstteki linkte; ancak sunakta görünmüyor, değil mi? Ayrıntılarından, açıkladıklarından ve açıklamadıklarından yararlandığım bir yazı, teşekkürler, Sn Ateş. Bertolt Brecht'in "Şiir ve Mantık" yazısını hatırlattı bana. Şurada: http://www.halksahnesi.org/yazilar/siir_mantik/siir_mantik.htm (Zihninizi açmak, açmamak size kalmış :) ben karışmayım ) Saygılar. Mine M.
08-01-2016 19:17 (41)
Yazıda "Şiir: empati mi pathos mu" başlık. Tarayıcımda görünen ise Şiirde Empati ve Pathos. Düzeltirim. Mine M.
08-01-2016 20:25 (42)
Mine Hanım çok teşekkür ederim. Brecht'in yazısını yıllar önce okumuştum, unutmuşum, hatırlattığınız için ayrıca teşekkür ederim. Saygılar benden de. Nihat Ateş
08-01-2016 22:52 (43)
Elif Firuzi'nin Çözülme'k şiiri gerçekten çok dokunaklı. Vurup çekiliyor. Sanki, devamı da gelse miydi? diye düşündüm. Saygılar. Mine M.
15-01-2016 22:18 (44)
Sayın A. Y. A, Umarım ıskalamadığınız noktaları keşfetmek keyifli olmuştur. Sorunuza gelince; “ama sanki sadece kendimize yönelik "obscure" simgeler kullanmazdık herhalde. kullanır mıydık yoksa?” Bizden kastınız kim bilmiyorum ama ben (as royal we) ‘kullanırdık’ diyorum. Nihayetinde yazmak; şiir veya düz yazı öncelikle kendimiz için yaptığımız bir eylem. Okuru ne kadar hesaba katacağı yazarın/ yazanın duruşuyla ilgili elbette. The honour is yours, as you wish. İyilikle. Elif F.
15-01-2016 22:41 (45)
Sayın Mine M. Çözülme’k bende de ‘söylenecek sözü kalmış’ hissi uyandırdı doğrusu ancak şiir kendini bu kadar yazdırdı, veya elimden gelen budur… Belki de çocuklar, kendileri adına en iyi yine kendileri konuşacağı içindir bu gerçeklik. Bunları düşünürken H. Ergülen’in; ‘Yeşil gömlekli çocuk’ adında güzel bir şiiriyle karşılaştım. Buraya şiirin bir kısmını alabiliyorum (tamamının linkini bulursam ekleyeceğim). Yorumunuz için çok teşekkürler. Elif F. // Yeşil gömlekli çocuk//…//işte bilmem anlatabildim mi /niye yazdığımı bu şiiri o yeşil gömlekli çocuğun yerine/ben ondan hayli büyüğüm tabii/yani çoktan geçtim ben şair olacak yaşı/ yeşil gömlekli çocuksa şiir yaşında/gömleğinden sanıyor kalbinin kuytuluğunu/bir şey demem gerek benim diyemiyo
15-01-2016 22:42 (46)
diyemiyorum/onun yerine yeşil gömlek giyebilirim/ onun yerine şiir yazabilirim/onun yerine acı çekebilirim/ama daha ötesini bilemiyorum.
15-01-2016 23:53 (47)
46 nolu yorumun sonuna (Haydar Ergülen'in Yeşil gömlekli çocuk şiirinden)notunun eklenmesini rica edebilir miyim? Elif F.
16-01-2016 09:43 (48)
Sayın elif f ile sorularım ve onun cevapları sözkonusu olduğunda ne müthiş bi senkronizasyon yaşıyoruz!.. Saadet bu olsa gerek. İyilik yap, iyilik bul. Kim kazanmış kötülükten?! Di mi ama?! a.y.a. ne büyük onörsss ve hatta ne büyük bliSSS!
19-01-2016 14:43 (49)
yönetim, uyuma; taraftara sahip çık! doktor bu ne? olmuş mu? yazarla vallahi şahsi bi problemim yok. ama adam ne yazsa ben bişe bulmak için kasıyom gibi gözüküyosa o alıcılarınızın ayarından öyledir. ahada sıralıyorum: 1. çilekeş hatıra ne demek? 2. acziyetini? aczini! ki o cümle ne fena, ne devrik! resmen amuda kalkmış! 3. termometre? müthiş icat? şöyle ki'den sonra iki nokta üstüste nerde? civa soğuk arttıkça aşşaya mı akmış? anam anam! sakın! aman ha! yok daha neler!?! eksi onsekiz derece-si-nin hududuna dayanmak??? aney aney! 4. hiçte??? hiç de!!! 5. mutat zaten "tekrarlanan, bildik" falanla anlatılmak istenen "alışılmış" anlamında. ve sonunu d ile yazmak daha doğru. 6. zemheri'li cümle olmuş mu? olmuş mu? olmuş mu?+
19-01-2016 14:43 (50)
+7. roma? cıks. bu coğrafya'da suriçi istanbul ve kayseri dışında roma'nın doğrudan kurduğu bi şehir yok. 8. özelliklede??? ayıp olur. özellikle de! 9. soğuk bişey öngörmez! faille fiil uyumsuz! mecaz da değil bu. 10. "Müritleri sobalı evde yaşayan garibanlardan müteşekkil bu sosyal gurup kendileri post modern oldukları halde modern bir isimle, kendilerinden utanmama cesaretini gösterip isimlerini zikredecek olursak, küresel ısınma tarikatı diye adlandırıldı sıcacık kaloriferli evlerde oturan insanlar tarafından."??? hönk! bu ne şimdi? müritler müteşekkil olamazlar. guruba karşı bakarsınız. ötekisi g-rup'tur. postmodern birleşik yazılcak! kendilerinden utanmama cesaretini kim gösteriyo? anlayan var mı? minik serçe diye +
19-01-2016 14:51 (51)
+ nam salmış kafasıkarışık'ın delizırvası "eser"lerinde "dolayısıyla" ya da "arka sokaklarda neler oluyor" türü türk dilinde şarkı sözü olamayacak kadar komik örnekler var ya... bu da onun gibi. araya bi "zikredecek olursak" sıkıştırılmış. e baboli, öyküyü yazan sensin. elini tutan mı var?! sıkıştırma! ferah ferah koy. ama anlamlı ve ahenkli olsun. unutma, ritm herşeydir. 11. en son gittiğimde guzine değil bayaa bayaa döküm soba oluyodu. guzine köy mescidinde bile kalmamıştır sanırım. 12. yeni doğan uşağın kulağına adı tekbirle değil, ezanla okunur. fısıldanmaz. okunur! kıliğr? ulan ben kitapsızım. agnostiğim. çobandede göya dinibütün. bu da mı gol değil?! olmaz ama! cısss & cıksss! 13. heyhat ki??? sadece heyhat olur. +
19-01-2016 14:57 (52)
+14. "Onu asla ve kata değiştirmezdiniz"? bence emezdik. mezdik diil! 15. "belki de yeryüzü kurulmuş kurulalı kıraç olan bu topraklarının halk tarafından kabul görmüş bir ziynetiydi"? kuruldu kurulalı doğrusu. ha zaten ona da gerek yok. başka bi tamlama çok daha cuk otururdu. onu da devletten (yani şu an benden) beklemeyin. 16. siz hiç tavada kestane pişirdiniz mi? pek "çıtırtı" çıkmaz. çıtırdayan ses de olmaz. çıtırtı de. ses de. o ne yav? bi de orda bizaamet 3 nokta şeysini ihmal etmeyin. beyzik yani! 17. boğuk ses kulübede yankılanmış. kulübe değil de hangar mübarek. birazda kömür? biraz da! piliğz. hem bunu yazan adam hiç ateş yakmamış, belli. kapalı mekanda sobayı tutuşturursan odunun üstüne kömür koyulmiicanı 10 ++
19-01-2016 15:05 (53)
++ yaşında uşak bilir. ondan sonra karbonmonoksitten cızlamı çekiyo işte millet. sonra birileri de çıkıp "mutlu ölmüşler" der. 18. isteklerle talepler ayrı klasörde mi tutuluyo? 19. odun yaş mı? ıslak mı? ikisi farklı şeydir. belirtilmemiş! 20. "Bir müddet kıpırdamadan seyrettim bu güzel manzarayı ve şöyle seslendim günahlardan azade çocuk kalbimle: Cennette bu medreseden de olsun." kulübe nerde? yivli minare'nin oralarda falan mı? ne alaka? nereye sesleniyo yazar? günahlardan azade? günahsız olmasın o? azade bu anlamda pek kullanılmaz gibi. kaygılardan azade falan var. ama o "uzakta" demek. "arınmış" değil! cennette niye medrese olsun? hani huriler? şarap ve bal ırmakları? hani kuşlar, ağaçlar? binbir renkli çiçekler? +
19-01-2016 15:24 (54)
+21. "Cenneti tıka basa dünya nimetleriyle doldurduğumu anlayıp kendime kızdığımda..." e hani medrese? medresenin neresi dünya nimeti? 22. bakışlarda müphemlik? bakışlarda şüphe olur. müphemlik? kuşkululuk oliy. ve dahi buraya olmiy. 23. "Kahve gözlerinin lekeli akı uzaklara, hayallerinin müphemliğine dalmıştı" aga, sen o mesafeden uşaan gözünün akını gör, bi de lekesini ayırdet... hemi de gece garanlıkta! anam anam! 24. "Kalın dudakları arasından sızan bir tebessüm bütün caddeyi turluyordu." hastasıyım! al sana bi tane daha benim anlayamiicaam cinsten "hoch" (yükseğin alamancası) edebiyat mamülü tasvir. 25. "bu harikulade kristal yapılar üzerinde şebnemler teşekkül etmişti." ne diyim? siz söyleyin. ne diyim? sonra hep +
19-01-2016 15:31 (55)
+ "AYA sen de tabanla dalıyosun" diyosunuz. şimdi ben bu cümleye neremle daliym? şeb-nem! şeb-i arus'taki şeb var ya... şebboy'da da var hani. şebnem ne demek allahaşkına biri şu ağbimize anlatsın. buzun üstünde şebnem "teşekkül" ettirmesin bi daa! 26. bi üstteki muntazaman'a bişe demedimdi fazla. ama buna dayanamam. orda muntazaman diyeceğine "bermutad" deseymiş bari. hani mesele ille osmanlıca kasmaksa, tillahı öyle olurdu. 27. "Geleneğin heybesine gizlenmiş kesif bir peynir kokusu Erzincan Kapı’dan caddeye doğru tıpkı biber gazı gibi insanların genizlerini yakarak yayılıyordu." kam oğğğn! hadi millet yedi diyelim. ben itiraz etmem mi buna sandınız? o soğukta peynirin heybeden ne kokusu ne yokusu süzülür. hem biber +++
19-01-2016 15:38 (56)
+++ gazı benzetmesi olmuş mu? peynir yav bu! tuluk (tulum değil) peyniri, çürük peynir falan rokfor'un, kamamber'in yanında misk-i amber sayılır. geçiniz. 28. "Şehir bugün karı, buzu, soğuğu ve kokusuyla hulasa her şeyiyle çokluk yaptığı üzere tekerrür ediyordu kendini." bu cümle karşısında susuyorum. sizleri de 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. fonda bence albinoni'nin adagio'su çalsın. görüntüde de necefli maşrapa olsun. 29. Çın çın? özel isim mi bu? o zaman Çın Çın olur. ya da Çınçın! piliğz! 30. hüzün kar? zorlama da olsa hüzünkar! birleşik. ama niye orda? onu çözemedim. 31. "hem uyuşmuş beyinlerin hem yılların çilesiyle kirlenmiş sokağın buzlarını" yoruma gerek var mı? olmamış. anlam karmaşası! kimin kime +
19-01-2016 15:51 (57)
+ ait olduğu belli değil. 32. "Zaman akıp gidiyordu bu hengâmede buz yarıklarının arasından, arabeskin kekremsi kokusu üstüne sinmiş hatıraları peşinden sürükleyerek." HÖNK! bu ne? bu bi türkçe cümle mi? anlayan varsa beri gelsin. böldüm, çarptım, çıkardım, topladım. ı-ıh. olmadı. 33. "Belini doğrultarak dikeldi." ya ne yapacağıdı? başka bi formu var mı bunun? laf kalabalığı olmuyo mu bu? 34. "Durduğu yerde ritmik hareketlerle bir müddet kaykıldı." kaykılmak ne demek? ben mi yanlış biliyorum? 35. "Ah şu yıkılası can sıkıntısı çehresinin tam orta yerinde, henüz derinleşmemiş alın çizgilerinin arasında raks ediyor, kalın dudaklarının arasından içinin sıcaklığı sokağa doğru buharlaşıyordu." yine beni benden aldı bu hoch +++
19-01-2016 16:01 (58)
+++ edebiyat. 36. "plakçının camekânına gövdesini paralel hale getirdi" demiş yazar. denedim. ben bunu yapamadım. nasıl oluyo bu? 37. sabahta gelmişti??? no no no! sabah da! 38. kapıyı açık unutmada??? unutma da!!! 39. "ensesinde nefesimi hissedecek bir yakınlıkta"??? hissedeceği o. o'nun hissedeceği... 40. "Bu hengâmede kalın dudakları arasından kaçışan belli belirsiz bir tebessüm fakirliğin resmini çizdi boşluğa." alın size bi tane daha "hisli duygular" cümlesi. fakirliğin resmi boşluğa nasıl çizilir? aha da böyle! 41. "Galiptir bu yolda mağlup teranesini şeytani bir hazla mırıldanan ta Kabil’den beri umudun düşmanı olan küstah bir hüzün" vay anam! tamlamaya bak. hizaya gel! sonra a.y.a. manyak oluyo. lan bu ne peki? +
19-01-2016 16:02 (59)
+42. a cümlesinin lal kesilmiş hali aşağıdakilerden hangisidir? yaaa! oluyo muymuş? ne anladınız? ben bişe anlamadım da... 43. "Kulübeden çıkıp yanına gittiğimde arabeskin acılı ve hüzün kâr ritmine öyle kaptırmıştı ki kendini hipnotize bakışlarını camekândan bir an bile olsun ayırmıyor, samimiyetin sıcak dehlizlerinde yoğrularak gövdesini manyetik bir dalga gibi kaplayan bu müzikle soğuktan ve düşüncelerden hâsılı her şeyden izole ediyordu kendini." TEKRAR SAYGI DURUŞU. BU SEFER 2 DAKKALIK! ama hipnotize ne demek? "organize iyiydi" gibi köylü türkçesi olmasa... olmaz mı? 44. "...koşar adım indikçe dudaklarında ki" ya ama lütfen! bu olmaz ama. hakkaten olmaz. ayrı yazılmayacak ki'yi ayrı yazmak hakkaten zordur. gerçi +++
19-01-2016 16:10 (60)
+++ imkansız olmadığını da burda görmüş olduk. 45. teza-t-ında olcak! feci faul! 46. "Müslüm Baba tüm bu yaşanılanları hissetmiş gibi gırtlağını yırtarcasına haykırıyordu." YİĞİDİ ÖLDÜR, HAKKINI YEME! Müslüm Gürses (rahmetli) ibo'dan ve türevlerinden farklı olarak hiç de gırtlağını yırtarcasına haykırmazdı. çok zaman, sanki konuşur gibi söylerdi. zaten onun ses karizmasında belki de en önemli özellik buydu. bize de lolo olmasın! 47. "Bu sefer kasetin sonunu..." yaaa işte. bunda niye kase-t-in? demek ki hidayete erdi yazar. 48. "Plakçının önünde ne kadar dingin ve yavaşsa çöp yığınlarının karların altına saklandığı bu perişan sokakta bir şeyden kaçıyormuşçasına hızlı, yaramaz bir çocuk gibi hırçın, ne yaptığını, nereye ++
19-01-2016 16:22 (61)
++ gittiğini bilmeyecek kadar tekinsiz yürüyordu." Bİ DAHA SAYGI DURUŞU (HATTA BENCE HİÇ ÇIKMAYALIM). bu ne? bişe demiyorum. 49. "...külden bir tepenin teşekkül ettiği köşe başından önce hafifçe sola ardından otuz derecelik açıyla sağa dönerek" amma çok teşekkül edesi varmış şeylerin. bi de o 30 dereceye hasta oldum. 50. pir ket? sayın yazar, siz a.y.a. mısınız? bu ne neolojizm? 51. pervaza takmış yazar. ille pervazdan bişe sızdıracak. 52. "benimde kendime göre ihtiyaçlarım var" cıksss. ben kanıksadım. benim de! 53. neyse! daha devam ederdim de... 54. buradan çıkartacağım dersler şunlar: A- wittgenstein büyük adammış B- dilbilgisi önemli bi ders C- olay sanırım erzurum'da geçiyo D- fakirlik kötü bişey! a.y.a. hisssssss
19-01-2016 17:30 (62)
AHA DA olcak tabisi. a.y.a. kendine çeki düzen versss
20-01-2016 11:53 (63)
A. C. Çobandede umarım AYA'nın eleştirilerinden birtakım dersler çıkarır. Biraz acımasız da olsa bir öyküyü bu kadar dikkatli okuyup, notlar alan okur pek bulunmaz. AYA'nın eleştirilerinden bazılarına katılıyorum, bazıları "yazarın kendi dili" hakkını ihlal olmuş. Mesela AYA bu yorumlarda kullandığı dille bir öykü yazsa, ona belki bu tercihinden dolayı eleştiri getirebiliriz, ama dilini "normal" Türkçeye göre eleştiremeyiz. Çobandede'nin imlası çok zayıf kendisinin de itiraf ettiği gibi. Birçok yerini düzelterek yayımlıyoruz. Maalesef Türkiye'de kendi dallarında üst yerlere gelen birçok yüksek tahsillinin dili bir şey yazmaya kalktıklarında imla olarak çok kötü. Tabii edebiyatçı olmaya soyunmuş biri için bu mazaret değil. Mamafih birçok ünlü yazarın da imlası son derece bozuktur ve gazetelerde, yayınevlerinde bunları editörler, düzeltmenler düzeltir. İlk haliyle bir görseniz okumazsınız. Burada bazı kusurlar varsa imla anlamında onlar benim gözümden kaçanlar +++ Devam edecek Kaan Ars.
20-01-2016 11:54 (64)
Devam: Biraz hızlı düzeltiyorum açıkçası, çok da titizlenmiyorum, orijinalliği tam da bozulmasın diye. Bu bir basılı yayın organı değil, biraz savrukluk iyidir. Ama yine tekrarlıyorum, Çobandede'de bir öykücü ruhu var, yoksa hatır için, bir amatör hevesini alsın diye koymuyoruz onları buraya. Bir de Müslüm Gürses için bir bilgi. Bir beyin cerrahı arkadaş söylemişti. Belki bilmezsiniz 1977 de çok ağır bir trafik kazası geçirmiş Gürsel, kafatası dağılmış, plak konulmuş, beyinsel arazlar kalmış falan. Arkadaşın iddiası şuydu: O tarihe kadar daha hareketli ve yüksek sesli bir üsluba sahipmiş şarkılarda Gürses. Kazadan sonra ağır bir üslup gelmiş. Bu üslup beyin cerrahlarının eseridir diye anlatılırmış camiada. Ben onun yalancısıyım. Küskünüm 1986 da çıkmış galiba. O da ağır üsluplu. İnternette henüz 1977 öncesi kaydını bulamadım. Bilen veya merak eden varsa bunu araştırsın, bize de bildirsin. Öyküyü yazana da eleştirene de sevgiler, saygılar. Kaan Arslanoğlu
21-01-2016 10:10 (65)
dil eleştirilerinin bazısına katılıyor, bazısına katılmıyorum. imla kurallarına gelince ona çok dikkat ettiğim söylenemez. ama benim takıldığım konu şu. içerikle ilgili en ufak bir irdeleme yorum yok. yok müslüm gürses bağırmazmış. şu an yazarken bile gülüyorum. müslüm gürsesin bütün kasetlerini dinlemiş biri olarak bağırdığını çok duydum. ama sesin desibeli düşüktür o ayrı konu. bağırıp bağırmamak öykünün kurgusunu bozar mı? hayır. tabi ki bu metinler basılacak olsa hem ben hem editör tarafından daha dikkatli incelenir. bahsedilen şehir Erzurumdur ve şehir roma-cenevizler tarafından imar edilmiştir.kale roma-ceneviz döneminden kalmadır. velevki öyle olmasın. bir hangi şehir olduğu belirtilmemiş. iki öykü tarih gerçekleriyle uyuşmak zorunda değildir. dediğim gibi arkadaşın bazı dil eleştirilerine katılıyorum ve ayrıntılı olduğu içinde teşekkür ediyorum. ve kendisinden konu-kurgu ile ilgilieleştirler bekliyorum.Ahmet cemal çobandede
21-01-2016 10:10 (66)
ha birde şu peynir meselesi. erzurumun göğermiş peynirinin menzili 5 km dir. erzincankapı semtinde bu peyniri satan dükkanlar yan yana sıralıdır. kokusu diğer caddenin sonuna kadar ulaşır. tekbir konusuna gelince kulağa hem tekbir hem ezan okunur. sessizce yapılır bu fısıldama ses tonunda. ya açıkçası bu eleştiriler bana basit geliyor. esastan çok usule yönelik. esasla ilgili eleştirlerden sonra yapılsa daha iyi olur. ama dil konusunda ki bazı eleştirilerine katılıyorum. haklı olduğu taraflar var.dediğim gibi sadece bu öyküyle ilgili değil, diğer öykülerimle ilgili eleştiri bekliyorum ama bu sefer konu ve içerikle ilgili olsun.ayrıntılı incelediği için bir kez daha teşekkürler. ahmet cemal çobandede
21-01-2016 15:47 (67)
Sayın Çobandede, usûl esastan önde gelir. Bu en temel hukuk kaidelerinden biridir. Hani neredeyse "kuvvet onun üzerinde"dir. Kıs kıs kısss. Siz hele bi usûlü halledin de... Eleştiri basit gelmiş. Ben kompleks hale getiririm. Ondan kuşkunuz olmasın. Anlatımlarda "factual" hata da fazla sırıtır. Hele azıcık anlatılandan haberdar olana... Erzurum'da ceneviz olmaz. Genoese yani Cenovalı ademin o dağın başında ne işi var. Roma'yı geçin. Ermeni deyiverin. Evveli de var ya. Hani "şimdilik" diyorum. Ayrıca, itirazım var ve ceza adlı şarkıları bi B.abla'dan, bi de Baba'dan tekrar dinlemeyi öneriyorum. Benim "gırtlağını yırtarcasına haykırmazdı" derken ne kastettiğimi şıp diye anliicaksınız. Hürmetsss. a.y.a. tubikontinyutsss
21-01-2016 16:43 (68)
değerli arkadaşım, cenevizliler trabzon limanını ele geçirdikten sonra gümüşhane-bayburt-erzurum hattına kardan inip, ipekyoluna hakim olmak amacıyla bu yerlere kale inşa etmişlerdir. hatta erzurumun 38 km doğusundaki ilçe hasankaledeki kalede onlara aittir. kendimde o ilçeden olduğum için kalelerin tarihlerini bilirim. erzurumda ermenilerden kalma kileseler vardır. yine erzurumun kuzeyinde yani tortum-oltu-şenkaya tarafında gürcü-ermeni krallığından kalma kilise ve irili ufaklı kaleler vardır ama dediğim gibi merkezdeki kale ceneviz-roma dönemine aittir. ahmet cemal çobandede
21-01-2016 22:28 (69)
Öyküyü okumamışken Sn a.y.a.'nın değerlendirmesini okudum. Büyük emek ve sabır işi doğrusu. Ardından öykünün yazarı Sn. Çobandede'nin cevabi yazıları... Gerçi burada da ısrarlı imla hataları olmakla birlikte "tabi ki bu metinler basılacak olsa hem ben hem editör tarafından daha dikkatli incelenir." ifadesi dikkatimi çekti özellikle. Hadi yorumlarda bir yere kadar; ama, neden siteye gönderilince dikkat edilmesi önemli olmasın da basıldığında olsun? Bu bakış doğru mu? Bu site ve buradaki okurlar, daha az mı değerli yayınevi ve yayınevi okurlarından? Daha iyiyi daha az mı hak ediyorlar? Bir yazı, karşıdakilerin yazardan bir konuda düşüncesini aktarması talebi/ısrarı ile/zorunluluktan yazılmıyorsa (ki bu bile yetmez aslında ya) ve üstelik "öykü" sınıflamasına tabi tutuluyorsa yazarı, nasıl imla-anlatım kusurlarından muaf olmayı talep edebilir? Edebilir mi? Etmeli mi? Sitede gözlemim, anlatım ve imla kusurlu yazıların daha az okunduğu; ki, benim tercihim de böyle çoğunlukla. Saygılar.Mine M
21-01-2016 23:08 (70)
Mine hanım,elimden geldiğince yazıların kontrolünü yapıyorum hemde defalarca.ama ne kadar kontrol ederseniz edin,hata olmaması imkansız. Lütfen metni okuduktan sonra eleştiri yapınız. Aya cıks diye yazan arkadaş bütün metinlere bu tür eleştiriler getiriyor.kendi metnimle ilgili bazı eleştirilerini haklı bazılarını haksız buldum. Mesela bu cümle böyle olmaz diyo. O zaman doğrusu nasıl olur onuda eklemeliki okuyanlar hangisi daha doğru daha mantıklı karar verebilsin.hoşuna gitmeyen bir cümleye yanlış diyemezsiniz.hoşuma gitmedi dersiniz. Müslüm gürses bağırmazmış diye bir eleştiriye güler ve bende kendi gibi cıkss derim. Ama dediğim gibi haklı eleştirilerini kabul ediyorum.bu hatalarımı azaltmama sebep olurki benim için kazançtır. Ayrıca hatasız metin yazmak imkansızdır. Bu kadar yeter şimdilik. Ahmet cemal çobandede
22-01-2016 00:47 (71)
Important notice for regulars. When a.y.a. writes CIKS, it can simply be classified as style. But if you write a story and send it to be published here... Then it is a literary attempt. And if you simply and obviously do not have a STYLE, then please get ready to be criticized harshly and brutally. Clear? A. Y. A.
22-01-2016 08:28 (72)
Ahmet Bey Aya’nın eline düştünüz bir kere, sabır size. Hakkını yemeyelim güzel eleştiriyor, katılmadığınız noktalar olsa da. Ortaya bir şey koyduğunuz zaman, elinizden gelenin en iyisini yapmaya çabalıyor, beğeniyor, inanıyor sonra paylaşıyorsunuz. Bu tüm eser ortaya koyanlar için geçerli bir durum. Olumlu eleştiri bizi ne kadar mutlu ediyorsa olumsuz da doğal olarak biraz burukluk yaratıyor, insanız hepimiz. Siz bunu kazanç olarak gördüğünüzü yazmışsınız zaten, yani yapıcı bir şekilde değerlendireceğinizi belirtmişsiniz. Bunun için de bu duygusal durumdan biraz uzaklaşmak yani hem hikayeden hem eleştirilerden bir süre uzak kalıp daha sonra tekrar bakmak gerekiyor. O zaman şimdi hak verdiğinize hak vermeyebilirsiniz ya da tam tersi de olabilir, tarafsız bakabilmek ancak böyle mümkün. Ben hikayenizi okudum, beğendim. Eleştirileri yapıcı olarak kullanabilirseniz eğer, hatasız metin yazmak imkansızdır denildiğinde, bir gün farklı düşüneceğinizden de eminim. Yüreğinize sağlık. Deniz Can
22-01-2016 12:23 (73)
biz bu toplumun bir parçasıyız ve içinde bulunduğumuz toplum ne yazıkki eleştiriye kapalı. bundan biz de payımıza düşeni almışız. yani eleştiriye kapalıyız. Siyastçilerin eleştiriye ne kadar kapalı olduğundan dem vururken kendimizi unutuyoruz. ya da egomuz payımıza düşeni almamaktan alıkoyuyor bizi. Cıks kardeşimin eleştirileri, tenkit boyutunu aşıp dalga geçme sınırında geziniyor. önemli değil. haklı bulduğum taraflarını aldım. bu tür eleştirmenlerin olması lehimize. eleştiriye tahammülümüzü artırır. yazımızı geliştirmemizi sağlar. Ama olumlu eleştiri daha fazla haz veriyor insana o da ayrı konu. Deniz Can'daki gibi. AhmetCemal çobandede
22-01-2016 13:16 (74)
Benim yazılarıma milletin neler yazdığına, benim de ne cevap verdiğime bi bakıverin. Eleştiri olur. Hatta factual error yaparsanız alayın dibi bile olur. Bakın, monty python'ın life of brian diye bi filmi var. The holy grail de fena değildir. İzlemeyenler bi izlesinler de, din-sistem eleştirisi, genel kritik, sarkazm metodları ne olabiliyomuş bi daha etüd edelim. Hiç de white supremacist falan değiller. Direkt gözüne gözüne sokarak judeo-christianity makarası yapıyolar adamlar. İşte ona british sense of humour deniyo. Ben de sarkazm yapıyorum. Beğenmeyebilirsiniz. Ama bu sarkazm. Ve amacı beğendirmek değil. Tam da bu. a.y.a. sarkazmsss ve hatta dipsss
22-01-2016 18:24 (75)
Ben de Çobandede'de çok bi düzyazı tutarlılığı göremedim açıkçası. Ama bence sağlam bir imgeci şiir potansiyeli var. Mesela "Kristal bir avizeye dönüşmüş şehrin üzerindeki kar kuşatması aralıksız sürüyordu" gibi basit bir cümleyi bir türlü bulamıyorsanız, düzyazıyla çok fazla uğraşmanın bir anlamı olmayabilir. Ama bunun yerine mesela "Kar.../ kristal bir avize / düşülür şehirlere / yağar yağmalar." gibi bir şeyler yazmak çok daha etkileyici olabilir. (B.Ö.)
26-01-2016 15:13 (76)
6/5 hece ölçüsüyle yazılmış "Dumanlı Kara",Bahadır Özdemir'den,bugüne değin okuduğum en iyi şiir.Düşündüğümüzün tersine:ölçülü şiir yazmak,özgür koşuk yazmaktan çok daha güç,çok daha disiplin isteyen bir uğraş.İğneyle kuyu kazarcasına bir emek,hattatlara has bir "ince işçilik" ister.Böyle şiirlerin gövdesi,en küçük bir sıyrığı,virgül kadar bir sarkmayı bile saklayamaz,hemen gösterir.Buradan,özgür koşukçular savruk olsa da olur,sonucuna varmıyorum elbet."Yüzey(yatay)yapı"da tıkanıp kalmayan;"derin(dikey)yapı"yı yoklayan,şiirselini orada konaklatmayı amaçlayan;"iletisi"ni "estetik kalkışma"yla taçlandırmanın izini süren şair-özne'nin ölçülü-biçili şiir yolculuğunun nice fırtınalarla çarpışmaktan geçtiğini vurgulamak için söylüyorum bunları.Bahadır Özdemir,öteki verimlerini hiçbir zaman göz ardı etmiyorum ama bu şiirinden daha bir alnı ak çıkmıştır.Umalım ki,arkası gelsin.-b.durali
03-02-2016 23:23 (77)
hieronymus bosch mu desem, dali mi? fellini mi desem, argento mu? baruter mi desem, memo tembelçizer mi? şimdilik sadece çobandede diyiym. yorgunum. ameliyat uzun sürdü. ayrıntılı yorum yarın. bu sefer biçim değil içerikten gelecek. hemi de hardkoğr! a.y.a. şimdi selamsss, sonra guzsss
09-02-2016 12:58 (78)
"Ve Gerçek, sanki satın alınan -gerip çekilecek- “body” aleti." Mine Hanım,hayatın acı gerçekleri ile şiir sunağına hoş geldiniz. Dayanışmayla. EFiruzi.
09-02-2016 19:33 (79)
Hayatın, acı gerçeklerine rağmen tatlı yanlarını da bilip görmemize, güzellikleri çoğaltmamıza ve paylaşmamıza vesile olan/olacak kişi ve ortamlara sahip olmak bir şans, kuşkusuz... Dilerim hepimiz o şansa sahip oluruz... Teşekkürler EFiruzi. Mine M.
12-02-2016 00:17 (80)
...ve o kuşkusuz şans bize 'aşk ve nora' gibi hayatın içinden güzel bir şiir getirmiş. Ne kadar ince bir veda, okuduğum en güzel şiirlerden biri. Elif F.
27-02-2016 08:59 (81)
Sayın Güvenç elinize sağlık. Otobüsü kaçırma endişesi daha doğru gibi geldi bana.Saygıyla Deniz Can
13-03-2016 22:30 (82)
İnci Derinde'nin son şiiri, alenî bir hal için çeşitleme, bence biraz uzun ama, yine etkili, yine sert; bir de sitenin formatı sorunlu olmasaydı... Saygılar. Mine M.
15-03-2016 09:35 (83)
Sayın Mine Miskioğlu, şiiri sert ve etkili bulmanıza çok sevindim. Sayın Elif Firuzi'ye de şiirimi (Balıklar ve Bıçaklar Sırtında) sarsıcı bulduğu için teşekkür ederim. (Yorumunuzu yeni fark ettim, kusuruma bakmayın) O da uzunluk konusuna dikkat çekmiş. Şiirlerin biri 9 biri 10 parçadan oluşuyor. Hele de ekrandan okunmaları çok zor. Diyecek sözüm yok. Haklısınız. (Bu yüzden bu "şiir"leri okumuş olmanızın ve bana değerli fikirlerinizi söylemenizin benim için ne kadar fazla şey ifade ettiğine inanamazsınız. Saygılarımla, Teşekkürlerimle İnci Derinde.
27-03-2016 18:42 (84)
Josef Kılçıksız'dan iki şiir gelmiş, çok güzeller. İçinde çook vakit geçirdiğim ve çok dokunaklı şiirler. Teşekkürler. Mine M.
01-04-2016 08:48 (85)
Josef Kılçıksız-"Balmumundan gemiler", "Gidemiyorum": İki şiir, ikisi de birbirinden güzel ve etkileyici, ruhunuzu yakıyor sanki, yüreğinize sağlık. Deniz Can
16-04-2016 09:03 (86)
Sayın Fikret Kemal Tekin Yanıltıcı adlı öykünüzde vermek istediğiniz mesaj nedir. Öykünün sonunda doktorla ilgili yazdıklarınızdan rahatsız oldum. Toplumdaki tüm pisliklerle aynı kefeye konmuş olması belki, zaten saldırıların hedefinde bir meslek grubunu bu şekilde aktarmanız mı yoksa günümüzde ülkemizde sıkça yapılan saygın denilen biraz güçlü ya da değerli olanı değersizleştirme çabasına katkı veriyor olarak algılamam mı bilemedim. Deniz Can
16-04-2016 12:32 (87)
Kesinlikle hayır.Ülkede, son yıllarda artarak devam eden toplumun her katmanındaki yozlaşmayı anlatmaya çalıştım.Burada rol model bir görev üstlenen, medyanın tüm vitrinlerini süsleyen ve her gün evlerimize konuk olarak adeta onlarla bütünleştiğimiz, toplumu,tarafsız gibi görünerek,iktidarın propagandasını yaparak en çok yanıltan,meslek gruplarını ön plana çıkardım.Şimdi eleştirinizi okuyunca böyle bir anlam da çıkabileceğini düşündüm.Ancak,bir edebi türde anlatılan konunun daha iyi anlaşılması için, iyi,doğru,güzel olan şeyler yüceltilir,çirkin, kötü,zararlı olanlar teşbihle,mizahla,taşlamayla,ironiyle,yerilir.Ben de ironik bir anlatım yolu seçtim Deniz Can. F.K.Tekin
17-04-2016 15:13 (88)
Sayın Tekin eleştiriye açık olduğunuz için teşekkür ediyorum çünkü çok az insan sahip bu özelliğe. Yanlışa inananların çok olduğu bir ortamda yozlaşma kaçınılmaz, sanat ve edebiyat bu gibi ortamlarda konuşmaktan daha etkili gelir bana, bir tarafı bir nebze de olsa düşündürebilmek diğer tarafın ise çaresizlik duygusunu hafifletmek için. Öykülerinizin devamını diliyorum. Saygıyla Deniz Can
17-04-2016 19:20 (89)
Eleştiriye açık olmayan,kendini yenileyemez.O kaprisli,inatçı,damarım yoktur.Anlamak için okur,anlaşılmak için yazarız.Anlaşılmayan,hiçbir düşüncenin,hiçbir eserin bir anlamı yoktur:)))Teşekkür ediyorum.Bundan önceki Fahri Hoca adlı öyküme de bir kaç görüş yazacağınızı düşünmüştüm Deniz Can:))
DOST SİTELER
Toplam Giriş Sayısı : 2210159
Arama

İmzasız yazı yayımlanmaz. Yazıların sorumluluğu öncelikle yazarına aittir.