CA: Kendinizi artık Marksist olarak tanımlamıyorsunuz. Doğru mu? Ve Neden? Sorun sizde mi? Marksizm de mi? Marksistlerde mi?
KA: Marksizm uzunca bir süredir kapitalizmi ve insanı anlamada bizi fena halde yanıltıyor. Muhalefet için düşünsel bir silah
Daha önce yazdık. AKP yapı çözücü ve yıkıcı bir güçtür diye. Tüm motivasyonunu yıkma arzusundan almış olan bir özne, hiç bir zaman kurucu bir rol oynayamaz.
Tüm söylemleri yıkıcıydı. İnsanları bu yıkıcı söylem etrafında bir araya
Artvin'in olağanüstü tabiatına yükseklerden baktığınızda, Maçahel vadisi gibi bir yerden, kendinizi bulutların sisli kollarında hissedebilirsiniz. Sinop cezaevinde Sabahattin Ali’nin umutsuzluğun dibindeyken yazdığı “Deniz gibidir gökyüzü” şiiri bu dağ ve vadilerde gerçek anlamını bulur. Hopa kıyılarının riyasız
Nihat Behram’ın da adı geçen ödüller ile ilgili yazım nedeniyle Nihat Behram’ın açıklayıcı iletisi ve bu iletiye benim verdiğim yanıtla aramızda bu konuda birkaç iletilik yazışmalar oldu. Bu yazışmaların bende saklı kalmaması, okurun da haberdar olması duygumu kendisine
Onlardan birine, “Ne yazık, biz edebi bir kuşağız diyen Deniz Gezmiş’lerin romanını küçük burjuvalar yazdı,” diyecek oldum, hemen sesi ekşiyiverdi. “Bütün edebiyatı, sanatı yapanlar küçük burjuvalardır” dedi. Kesin konuşuyordu. Tam, “Ama…” diye söze başlıyordum ki, “Zaten edebiyatta böyle
İnançların tarihi, insanın bilinen tarihi kadar eski görünüyor. Fakat bu tarih boyunca herkesin inanç sahibi olduğu anlamına gelmiyor. Bütün toplumlarda, toplumu oluşturan bireylerin çoğunluğu inanç sahibi olsa da, her zaman inanmayanlar olmuş, inançlar sorgulanmış.
İnançların örgütlenerek din
Boşa harcanan nesiller ve hala süren siyasi cehalet ... Aklıma geldi. Ülkemizde siyasetle ilgili binlerce kitap var ama bunun temel ilkelerini irdeleyen pek kaynak yok. Bazı temel bilgilerin belki meraklılarına yararı olur diye düşündüm. Malum, bizde
“Belleksiz köyde eşkalsiz gezenler: eski yandaşlar sola nasıl pazarlanır?” başlıklı yazıma, facebook sayfasında Fil Dergisi yazarı ve yöneticisi Onurkan Avcı yanıt yazmış. Benim yazımı okuyan okurların, daha doğru değerlendirme yapabilmeleri için bu yanıtı da okumaları gerektiğini düşünüyorum.
Aydın olmak… Bugün, bu yaşadığımız ortamda, yıkımın, savaşın, vahşeti giderek daha grotesk bir boyutta olan kapitalizmin ortasında giderek bir kuyu gibi kararıp durduğumuz, dışımızdaki ve içimizdeki savaşlarda durmadan çarpıştığımız bu evrende, “şimdi ve burada” aydın olmayı, aydın bilincini
Gerçek denen şey araba lastiği gibidir.
Taylan Kara ““Yalçın Küçük yaşamı boyunca yalnızca bu kitabı çıkarsaydı bile çok büyük bir iş yapmış olurdu” diyor Estetik Hesaplaşma için. Doğru. Ama keşke sadece o kitabı yazsaydı, siyasete bulaşmasaydı.
Gerçi
Bokunda boncuk bulmak, “posteylülist” bir solcu hastalığıdır. Yeterince karıştırılırsa her bokun içinde boncuk bulabilir. Bunun için her kokuya dayanacak dayanıklı bir burun ve ilkelerini yitirmiş olmak yeterlidir.
Artık boncuk aramaktan vazgeçmedikçe bu dayanılmaz kokuda senin de payın olmaya
İlkçağ Atina’sından günümüze gelebilen az sayıda tragedyanın en müthişi, Kral Oidipus’un sonunda koro son sözü söyler: “Son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin!”1 Gerçeği ortaya çıkarmak için sonuna kadar çaba gösteren Kral Oidipus, iktidarın, refahın ve mutluluğun
Ziya Osman Saba, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi'ndeki öykülerinde 1940'lı ve 50'li yılların İstanbulu'nda insanların bir karabasan gibi gelecek korkusuyla yaşadıklarını bize anlatıyordu: “Zilini bile çalmak hakkım olmayan bu yabancı ev gibi, benim için neler hazırlamakta olduğunu bilmediğim istikbali de karşısında...
Cumhuriyet, Can Dündar elinde bir light-Taraf haline gelmeseydi görmemiz biraz daha zor olabilirdi; aklını tekel demokrasisine kiralamış bir takım burjuva teknokratının yazı ya da düşünce diye ortaya koyduklarının, sefalet içinde yazamazlık ya da düşünemezlik demek olduğu, bu gazetenin
Sunu: Yazar arkadaşlarımızdan biri, bir sosyal medya yazarı olan Deli Gaffar’ın, “PKK Karşısında Solun Stratejik Suskunluğu” adlı makalesini yayımlamamızı önerdi.
Büyük ölçüde katıldığımız bu yazı biraz eskiydi ve çok değişik mecralarda çıkmış ve hayli okunmuştu. Gaffar Yakınca’nın
Haber: Şükrü Erbaş’a ayakta şiir okumaması için denetim
“İzmir’in Kiraz ilçesinde Eğitim-Sen temsilciliği tarafından Sağlık Meslek Lisesi Konferans Salonunda düzenlemeyi düşündüğü Şair Şükrü Erbaş’ın katılacağı şiir dinletisine Kiraz İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yasak getirildi.
Getirilen yasağa herhangi bir gerekçe
Ortak tuvaletleri temizlemek sanmıyorum ki bazılarımıza eğlenceli gelsin. Bu iş için ücretli bir eleman yoksa sıraya koymak gerekir. Ancak ne kadar sıkı nöbete koysanız da kimisi kaytaracak, kimisi üstünkörü yapacak, iş başka bazılarına kalacaktır her
2000'lerin başından itibaren “tarih romanı”nıyla birlikte tarih kitaplarına da özel bir ilginin bulunduğunu hemen herkes görüyor. Yayınevlerinin bütün öteki dizileri arasında bu dizilerden çıkan kitapları her zaman daha çok ilgi
Dün telefonla görüşmüştük. Sözleştiğimiz yerde buluştuk. Her zamanki gittiğimiz kahvehaneye doğru yürüdük. Güneşli bir gün olduğundan, dışarıya oturduk. Kahveci boş bardakları toplamaya çıktığında, iki çay söyledi Salih. Kahvenin karşısında, minibüs yazıhanesi vardı. İlçeye gidip
Bu Nobel Ödülü alan ikinci Türk oldu demekte acele etmeyin çünkü ana-babadan geçen doğumsal bir özelik olmayıp, gönüllü bir kabul süreci olan Türklüğe ilkinin uzak duruyor olabileceği, “Türkler bir milyon Ermeni’yi kesti” karalamasını dile getirmesi nedeniyle
Yaygın söyleme göre öyle…
Hatta, Atatürk’ün bu konudaki sözleri de referans alınıyor, bu düşünceyi desteklemek için. Yıllar önce, Ankara’daki Büyük Doğumevi (Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı E.A. Hastanesi)’nin girişinde koca harflerle yazılı idi - ifade tam olarak hatırımda
Bilindik bir hikâye vardır, insanımızın felsefesini açıklar ve düşünme eylemiyle kurduğu sınırlı ilişkiyi gösterir. Öte taraftan mizah(ımız)a dair yorum yapma fırsatı tanır.
Hikâye bir lisede ya da üniversitede geçer. Hoca yazılı sınav yapar, öğrencilerine şu soruyu yöneltir: beni
Yaşananları gerçeğe sadakatle bize bildiren veya yorumlayan tek bir medya organı bile yok… (Gerçeğe sadakat mi? Bunu umursayan kaldı mı?)
Herkes, her olayı, önceden katılaşmış fikirleri doğrultusunda görüyor ve bize eksik, yanlı, çarpık bilgi veriyor… (Herkes
Bugün konumuz son aylarda gündelik yaşamımızın giderek sıradanlaşan bir gündemi olmaya başlayan “ölüm”. Üzerine konuşmak için çok hoş bir konu olmadığını biliyorum fakat ölüm bir yanıyla yaşamımızın kaçınılmaz bir gerçeği, diğer yanıyla sağlığın en önemli konusu. Şüphesiz burada
Ülkesine sevgi ve saygısı olmayana kimse saygı duymaz...
BİZE ÜLKEMİZİN BAŞARILARINA SEVİNEN İNSANLAR LAZIM
Aramızda, kendi ülkesinde ödünç oturuyormuş gibi duran bir kesim var. Sevgileri de yok, güven ve saygıları da. Varsa yoksa kötüleme.
Halbuki harika gemiler yapıyoruz, havacılık sanayimiz
Sunu: Baktık ki Sevgili Can Ertan dostumuzdan bize özel yazı gelmiyor, facebook sayfasındaki yazılarından kısa bir derleme yaptık. İlginize sunulur. Editörlük.
Son zamanlarda troll yakıştırmasını sık kullanır olduk. Dilimize sosyal medya aracılığıyla, özellikle Twitter'dan giren 'trolleme' kabaca; yanlış bir bilgiyi gerçekmiş gibi sunarak ya da mesnetsiz bir iddiayı sürekli gündemde tutarak ciddiyet zeminine zarar vermek anlamında
Her türlü maymunca taklit, aslın tekrarı, sahteciliği benimsemiş ve yaratıcı olmamayı asla sorun etmeyen ülkesel kimliğimiz “kendinin ne mal olduğunu” müspet ve beşeri ilimler, müzik, sinema, resim, roman, öykü ve şiirde de göstermiştir. Oğuz Atay’ın öldüğü için gerçekleştiremediği
Hepimiz aynı gemideyiz. Hadi bir de reklamcı oburluğu gösterelim: Nuh’tan beri aynı gemideyiz! Peki, tufandan önce mi sonra mı paylaşıyoruz bu gemiyi? Bizden sonrası ne, öncesi ne? Biz aynı neredeyiz? Aynı neyi paylaşıyoruz tam olarak?
'Hepimiz aynı gemideyiz' iki
İnsanların birbirlerine uyguladıkları saldırganlığı anlamak, insanın doğasını iyilikten yoğrulmuş bir hamur gibi gören kişiler için oldukça zordur. Bizleri iyi yapan içsel bir donanımla doğmayız. Tam tersine iyi bir insana dönüşmemiz, iyi olmayı bize öğreten bir toplumsal
Uzun bir geçmiştir şimdiki zaman. Toplumsal ve bireysel tarihiyle yaşamaya tutkun insan için böyledir. Zamanı kendimizin kılmak için, onu bireysel tarihimizin bir yerinde durdurur ve bütün o tarihi takvimlere, defterlere ve saatlere yükleriz. Tarihimizin aktığını düşündüğümüz mekânlar; takvimler,
Dinleri, tabii tek tanrılı olanları, karşına almak ya da almamak ikilemini öne sürmeden önce eğer dinin insanlığa zararları/yararları gerçek tartışması yapılacaksa, pek çok değişkeni dikkatlice gözden geçirmek verimli olacaktır.
Nedir bunlar? Başlangıçta sınıf çatışmalarını bir kenara koyalım ve insan
Okumakta olduğunuz bu metin bir haber metni değil, şişirilmiş meteoroloji bilgileri içermiyor. Kış mevsimine geç girecekmişiz, uzmanlar öyle söylüyor. Kar'dan kış'tan bahsetmek için henüz erken. Beyaz kâbus derken; geçirildiği her yakayı zindana, her boynu tutsağa çeviren bir beyaz